İçeriğe atla

Çin para politikası

İpek Yolu’nun İki Ucu Yine Birleşti

Daha önce İpek Yolu’nun iki ucundaki Türkiye (TCMB) ve Çin Merkez Bankaları’nın (PBOC) benzer para politikaları benimsediğini yazmıştık. Bugün de hem TCMB hem de PBOC, FED’in dün akşam almış olduğu faiz artırım kararına benzer şekilde cevap verdi; politika faizlerini yükseltmeden likidite koşullarını sıkılaştırmak. Daha doğrusu TCMB şimdilik sadece bunu yapmak için kendisine manevra alanı yarattı. 

TCMB’yi burada bırakıp yolumuza sitemizin esas çatısı olan Çin’le devam ediyoruz. Henüz birkaç gün önce yazdığımız  yazıda, Çin’de giderek düzelen büyüme görünümünün politika yapıcılara, ekonomik risklerle mücadele etmek için gerekli alanı yarattığını yazmıştık. PBOC de yılbaşından bu yana iki defa atmış olduğu adımı bir kez daha tekrarladı ve Açık Piyasa İşlemleri yoluyla mali sisteme likidite sağladığı kısa ve orta vadeli araçların faiz oranlarını 10’ar bp yükseltti.

Kendileri bu kararın piyasa şartlarına cevaben alındığı ve bunun politika faizlerinde bir artış olarak algılanmaması gerektiğini açıkladı. Bunun Türkçe meali; FED’in faiz artırımı sonrası, yeni yeni toparlanmaya başlamış yuanın yeniden düşüş baskısı altına girmesi ve sermaye çıkışlarının yeniden hızlanması tercih edilmiyor. Analistler ayrıca, PBOC’nin son verilere göre canlanma işareti veren emlak sektörü başta olmak üzere finansal riskleri kontrol altına almak istediğini ifade ediyorlar. 

Görünen o ki PBOC, büyüme ve enflasyonun mevcut uysal seyri bozulana kadar temel kredi/mevduat faizleri yerine mali sisteme yönelik sıkılaşma adımlarını tercih etmeyi sürdürecek. Bu süreç ayrıca Merkez Bankası’nın modern anlamda kurmaya çalıştığı parasal aktarım mekanizması için de bir laboratuar görevi görüyor. 

Çin’de 2017 Ekonomik Görünümü ve Beklentiler

Efendim bugün ekonomi yazarları arasında adet olduğu üzere 2017 yılı için görünüm ve beklentilerimizi sizlerle paylaşıyoruz. Ayrıca büyük Çinli filozof Konfiçyus da bilgeliğiyle bizleri aydınlatıyor…

“Bir ulusun gücü kendi içindeki bütünlüğü sağlamasından kaynaklanır”.

En başta belirtmeliyiz ki 2017 yılında Çin ekonomik görünümü için en önemli parametrenin Ekim ayı sonunda yapılacak olan Komünist Parti Toplantısı olduğunu düşünüyoruz. Devlet Başkanı Xi Jinping’in gücünü daha da konsolide edebileceği büyük bir şans olan bu toplantıda ayrıca 2022’de görevi devralarak, Çin’i 10 yıl boyunca yönetecek kadrolar da büyük ölçüde şekillenecek. Böylesine önemli bir toplantı öncesinde hükümetin ekonomideki en büyük önceliği istikrar olacaktır. Bu nedenle ekonomi politikalarında -zorunlu kalınmadıkça- dramatik adımlar beklemiyoruz ki bu zorunluluklar da iç ya da dış şoklara bir cevap şeklinde ortaya çıkacaktır. Nitekim Aralık ayı ortasında yapılan Komünist Parti Ekonomi Çalıştayı’ndan da ekonomi politikalarının “ihtiyatlı ve istikrarlı” bir anlayışla yönetileceği sonucu çıktı. Yani bir anlamda Güven Sak hocamızın Türkiye için istediği sukûneti 2017 yılında Çin’de fazlasıyla göreceğimizi tahmin ediyoruz.

“1000 savaş arabalı bir ülkeyi yönetmek için şunlara dikkatle riayet edilmeli; ticaret, iyi niyet, harcamalarda idareli olmak, insan sevgisi ve bütün mevsimlerde herkese iş sağlanması”

Komünist parti için bu kadar önemli bir toplantının gerçekleşeceği 2017 yılında büyümenin, Mart ayında açıklanacak hedefin çok altında kalması hayal dahi edilemez. Bu nedenle büyüme oranının açıklanacak hedefe yakın ve hatta belki bir tık üzerinde gerçekleşmesini bekleyebiliriz. Son günlerde devlet adına çalışan düşünce kuruluşlarından, 2017 yılında %6.5 civarı bir büyüme hedefi konulmasını tavsiye eden açıklamalar geldi. Büyük ihtimalle bu hedef hükümet tarafından da benimsenecektir. Bu durumda bizim hiç bir ekonometrik modele dayanmayan büyüme tahminimiz %6.4-%6.7 arası oluyor. Hem bazen de ekonomiye sadece bir denklemler silsilesi olarak bakmamak gerekiyormuş. Dipnot: Consensus: %6.4, IMF: %6.2.

“Dikkatli olan nadiren hata yapar”.

Büyüme hedefinin tutturulması için maliye politikasında geçtiğimiz yıl başlayan ve altyapı yatırımlarına ağırlık veren genişlemeci politikaların devam etmesini bekliyoruz. Başta KİT reformu olmak üzere önemli yapısal alanlarda atılacak adımlar ise ekonomi ve büyüme üzerinde ciddi anlamda olumsuz bir etkiye mahal vermeyecek bir dikkatle yürütülecektir.

Para politikasında ise Çin Merkez Bankası’nın (PBOC) bir sonraki adımının parasal sıkılaşma yönünde olacağı yönünde son haftalarda giderek yayılan tahminlere katılıyoruz. Ancak beklenen parasal sıkılaşmanın yılın ilk yarısında (hatta yaz sonuna kadar) başlaması ihtimalini çok düşük buluyoruz. PBOC öncelikle büyümenin hedefe ulaşacağından emin olmak isteyecek ve bu gerçekleşene kadar para politikasını likidite araçlarıyla yönetmeye çalışacaktır. Eğer büyüme iyi gider ve enflasyon %3’ü tehlikeli bir şekilde aşarsa üçüncü çeyreğin sonundan itibaren zorunlu karşılık ve/veya faiz oranlarında artırımların başladığını görebiliriz.

Merkez Bankasının önündeki bir başka zorluk ise yuandaki düşüş ve sermaye çıkışları ile mücadele etmek olacak (ki yılın ilk aylarında buna biraz daha fazla önem verebilir). Efendim.? Kur tahmini mi.? Yok daha neler… Ama en azından yuanın dolar karşısında bir miktar değer kaybedeceğini ancak bu ‘bir miktar’ın doların diğer para birimleri karşısındaki yükselişi aşmaması için özen gösterileceğini söyleyebiliriz.

“Bir dağı yerinden oynatmak için küçük taşlardan başlarsın”.

Kasım ayı ekonomik verilerini yorumlarken ÜFE’deki yıllık değişim oranının 4,5 yıl aradan sonra yeniden pozitif bölgeye geçmesini ve özel sektör yatırımlarında işaretleri görülen canlanmayı iyimserlik yaratan gelişmeler olarak göstermiştik. ÜFE’nin pozitif bölgeye geçmesinde etkili olan emtia fiyatlarındaki artış bu yıl ayrıca sanayi sektöründeki kârların da maden/rafineri sektörünün önderliğinde yeniden artmaya başlamasına neden oldu. Fiyat artışlarının diğer kalemlere yayılarak bilançolarda biraz rahatlama yaratacak olmasına dayanarak, 2017 yılındaki pozitif sürprizi sabit yatırımlarda görmeyi  bekliyoruz. Özel sektör yatırımları sayesinde sabit yatırımlardaki artış hızı yılın ikinci yarısında %8.5-9 aralığına yükselerek büyümeyi de yukarı taşıyabilir. Bu tahmine karşı öne sürülebilecek iki argümana (yüksek borç ve konut sektörü) karşı savunmamızı da hızlıca yapalım (1) hükümetin son aylarda giderek daha fazla önem verdiği borç seviyelerinin düşürülmesi çabaları daha çok KİT’ler ve yerel yönetimlere odaklanmış durumda, (2) yeniden ısınan konut sektörüne karşı alınmış olan önlemler 2014 yılı başındakiler kadar sert ve geniş tabanlı değil ve burada görülecek yavaşlama kamu yatırımları tarafından telafi edilebilecek düzeyde kalacaktır. (Borç ve konut sektörü hakkında daha geniş yazılar yazmanın zamanı geldi).

2017 yılında sanayi üretimi ve perakende satışların artış hızlarında ise büyümeye benzeyen, genelde yatay bir eğilim izlememiz muhtemel. Ancak zombi KİT’lerin kapanma/iflas tasfiye sürecine bağlı olumsuzluklar ve/veya finansal risklerin yayılmasıyla her iki göstergede de yavaşlama görebiliriz.

“Dans etmeyi bilmeyen adamın eline kılıç verilmez”.

Son olarak da dış ticarete bakalım. Yuanın son bir yıl içerisinde reel efektif bazda %7-8 değer kaybetmiş olması şüphesiz ihracatçılara yarayacak ve dolayısıyla iç piyasada üretim ve yatırımı destekleyecektir. Ancak ithalatın da ihracatla birlikte artış sürecine giriyor olması dış ticaret fazlasının büyümeye pozitif katkı yapmasını engelleyecektir (ki zaten son bir kaç yıldır net ihracat büyümeye çoğunlukla negatif katkı yapıyor).  Tabii dış ticaret üzerindeki bütün tahminler sarı saçlı bir adamın söyleyecekleri veya yapacaklarıyla tepe taklak olabilir.

“En zor şey karanlık bir odada siyah bir kedi bulmaya çalışmaktır, hele de ortada bir kedi yoksa”.

Risklere gelince yüksek borç seviyesinin bankacılık sektörüne yansımaya başlaması, konut sektörü ve sermaye çıkışları gibi bazı riskler var ancak bunların ekonomiyi rayından çıkarabilecek kadar büyümesine ihtimal vermiyorum ki yukarıda anlattığım gibi en azından 2017 yılında buna müsaade edilmeyecektir. Yalnız Donald Trump kaynaklı muhtemel şoklar ekonomi yönetimi için biraz daha zorlayıcı olacaktır.

Ha bir de; son günlerde küresel kamuoyunda Çin tahvil piyasalarındaki gelişmelerin 2017 için yeni ve büyük bir ekonomik risk olduğu savunuluyor. 2016 başında borsa ve döviz kuru riskinden bahsediliyordu; 2015 ortasında Shanghai borsası kelimenin tam anlamıyla çöktü ve PBOC mini-devalüasyonu oldukça başarısız yönetti; 2014 başında bankalar arası faizlerin yükselmesi kriz habercisi olarak görülüyordu ve “konut fiyatlarındaki köpük bir patlarsa” deniyordu vs… Tamam, “Çin için hiç bir risk yoktur” iddiasında değiliz ama özellikle son yıllarda neredeyse kesintisiz olarak beklenen büyük krizi göremeden de 15 yılı bitiriyoruz (*).

“Yazı bütün sözleri ifade edemez, sözler bütün fikirleri kapsayamaz”.

Özetleyecek olursak 2017 yılında Çin’de -muhtemel şokları saymazsak- sakin bir ekonomik görünüm bekliyoruz. Çünkü hükümet böyle istiyor…

 

(*) Yazıyı bitirdikten sonra fark ettim ki Stephen Roach gibi Çin konusunda dünyaca tanınmış bir uzman da bu ülkeye ait risklerin abartıldığına ilişkin benzer görüşler dile getirmiş. Bendeki keyfe değmeyin gitsin… Ayrıca FT’den Gavyn Davies de yaz aylarında bizimle aynı kampta yer alan bir şeyler yazmış. Hatta bu hafta içinde FT Lex’te çıkan bir yazıda da Çin’de en az 20 yıldır kriz beklendiğini, borç krizinin de 2009’dan bu yana büyük bir risk olarak gösterildiğini ama henüz bu beklentilerin gerçekleşmediği anlatılmış (üyelik gerektiriyor).

Aklıma şu doktora fıkrası geldi; tez konunuz ne kadar saçma olursa olsun, danışmanınız iyiyse sırtınız yere gelmez. 🙂

Şimdiden herkese mutlu yıllar…